Küçült Büyüt Yazete.com
    31 Temmuz 2010 Cumartesi ANASAYFAM YAP FAVORİLERİME EKLE İLETİŞİM KÜNYE REKLAM ARŞİV
YAZARLAR GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ YAŞAM MAGAZİN SPOR KÜLTÜR-SANAT OTO-MOTO TEKNOLOJİ EMLAK KADIN SAĞLIK FOTO GALERİ VİDEO
  ANA SAYFA  /  Yazarlar 23.10.2009 Cuma - 12:56  
Ne Kadar Cesaret O Kadar Özgürlük
 Ne Kadar Cesaret O Kadar Özgürlük
Prof. Dr. Nevzat Tarhan


Türkiye’mizde çoğunluğun din özgürlüğü olmadığından yakınanlar bu yazıyı okumalılar. Özgürlüğün verilmediğini alındığını anlamak için tarihçi olmaya gerek yok. Biraz psikoloji bilgisi, biraz hayat bilgisi yeterlidir.

Son yüzyıla Psikohistorik yorum
Özgürlükler tarihi 100 yıl önce Osmanlı coğrafyasında yaşananlarla bugün yaşananlar arasında pekçok benzerlikler taşıdığını gösteriyor. Psikohistori olarak tanımlanan yeni bilim dalında yaşanan tarihi olayların psikolojik arka plan dinamiğinin önemini vurgulanmaktadır.

Bundan 100 yıl önce Osmanlı’nın zor günleri idi. İttihat Terakki’ciler, Ahrarlar (Liberaller), Statükocular ve Volkan’cılar vardı.

Statükocular kurulu düzeni devam ettirmek için ‘İstibdat’ı yöntem olarak kullanıyorlardı. İttihatçıların özgürlük diye bir dertleri yoktu güç ve iktidar odaklı bir hareketti. Volkancılar geleneksel Müslümanlığı tavizsiz istiyorlardı. Ahrarlar Fransız İhtilalini İngilizler gibi yorumluyorlardı. İttihatçılar ise Fransız ihtilalini Napolyon gibi yorumluyorlardı.

O tarihlerde küçük bir grup vardı. Mehmet Akif, Eşref Edip ve Bediüzzaman gibi mütefekkirlerden oluşan bu topluluk şunu savunuyordu: ‘Meşrutiyet’i meşrua’ yani dindar bir meşrutiyet anlayışı. Avrupa’da başlayan Fransız İhtilali ile vücut bulan hürriyet rüzgarlarına karşı çıkmak yerine olumlu yönlerini alıp bizim değerlerimiz ile kaynaştırmak isteyen bir hareket başlatmak istemişlerdi.

O tarihlerde bu kişilerin Kürt ırkçıları, Türk ırkçılarına karşı Anadolu’nun birleşmesinde halkı ikna etmekte Kurtuluş Savaşı öncesi çok hizmetleri olmuştu. Aynı tarihlerde Ortadoğu’da yoğun faaliyeti olan gizli servisler İngilizler ve Fransızlardı. Balkan kökenli Mehmet Akif , Kürt Kökenli Bediüzzaman gibi Arap kökenli bir alimin olmaması İngiliz ve Fransız ajanlarının işini kolaylaştırmıştı.

Dünyadaki ulus devlet ve ırklar hiyerarşisi rüzgarı Osmanlı’ya da geldi. Jöntürkler konjonktürel rüzgarla hızla ilerlediler. Türk ırkçılığının hakimiyeti güçlendi. Ancak özgürlükler artmadı daha da azaldı.

‘Şer’i hükümleri zorla kabul ettirmek şer’i mi?’ tartışması
Hatta Sultan Abdülhamit şefkatli bir sultan olduğu halde otoritenin dozunu zaman zaman kaçırmıştı belki mecbur kalmıştı. Sonunda İngilizler’in fitne siyaseti ile bugüne kadar gelen provokasyonlar tarihi başladı. 31 Mart 1909 olayı oldu.

Abdülhamit’in diktatör olmadığı anlaşıldı. Rivayete göre yaptığı manevi istişare ile daha fazla sertleşirse zalim olacağını gördü, iç savaş başlatmak istemedi ve askerlerini kullanmadı. Adalet eksenli davrandı.

Aslında Abdülhamit’in davranışı ‘Şer’i hükümleri zorla kabul ettirmenin şer’i olmadığı’nı savunanların davranışı idi. Güç odaklı değil adalet odaklı yönetim anlayışı. ‘Ben Kur’anın izin verdiği ölçüde elimden geleni yaptım, insanlar zorla iyi, doğru ve güzele götürülmez.’ anlayışı aslında Osmanlı laikliği demektir. Halkın inisiyatifine ve iradesine kontrolu bırakmaktır. Rızaya dayalı yönetimi anlamaktır. Merhum Abdülhamit gerçekten büyük adammış.

İran ve Osmanlı benzerliği
Yukarıda özetlediğim dengeleri kışkırtan İngiliz siyaseti İran’da çalışıyor. İç savaş çıkarmak istiyor. Demokratik refleksler geliştirilmezse İran Osmanlı’nın son dönemi gibi olabilir.

İran Rıza Şah örneği ile satüko ile batıcılığı birleştirdi. Ancak statüko çok sertleştiği için zıddını doğurdu ve mevcut rejim ortaya çıktı. Türkiye ise demokrasiye geçişle radikal ve marjinal hareketleri önledi.

Gazetelerde üç İran’lı futbolcu bileklerine yeşil bant taktıkları için takımdan ihraç edilmişler. Hiç adalet odaklı olmayan, düşünce özgürlüğünü tanımayan bir asabiyet…

Tam İngiliz gizli servislerinin yalan belgelerle toplumu birbirine düşürmek için çalışmalarına müsait zemin. Oyun bozmanın çözümü daha çok diyalog, daha çok özgürlük, daha çok adalet. İnşallah İran toplumu ve yönetimi bu oyunu bozar.

Ne kadar o kadar retoriği
Halk jargonunda güzel bir deyiş vardır. “Ne kadar ekmek, o kadar köfte” şeklinde. Buna

“Ne kadar korku, o kadar bunalım,
ne kadar özgüven, o kadar başarı,
ne kadar cesaret, o kadar özgürlük,
ne kadar vatanseverlik, o kadar güçlülük,
ne kadar adalet, o kadar huzur,
ne kadar sosyal sermaye, o kadar toplumsal barış
ne kadar çaba, o kadar şans,
ne kadar emek, o kadar ücret,
ne kadar sabır, o kadar zafer,
ne kadar inanç, o kadar sebat,
ne kadar hayal, o kadar keşif,
ne kadar ümit, o kadar motivasyon,
ne kadar şükür, o kadar dinginlik
ne kadar tenbellik, o kadar esaret
ne kadar samimiyet, o kadar ikna
ne kadar iyi niyet, o kadar gerçek dost
ne kadar empati, o kadar anlaşılmak
ne kadar sevgi, o kadar dostluk
ne kadar dua, o kadar yardım
ne kadar iyilik, o kadar sevilmek
ne kadar bencillik, o kadar yalnızlık
ne kadar dürüstlük, o kadar güven
ne kadar bilgi, o kadar güçlü olmak
ne kadar veri, o kadar doğru karar
ne kadar sezgi, o kadar buluş
ne kadar merhamet, o kadar sükunet
ne kadar kanaat, o kadar zenginlik
ne kadar çıkarcılık, o kadar çatışma
ne kadar saygı, o kadar itibar
ne kadar haddini bilmek, o kadar mutluluk
ne kadar hesabını bilmek, o kadar varlık
ne kadar cömertlik, o kadar soyluluk
ne kadar uygulama, o kadar karakter
ne kadar doğallık, o kadar dengelilik
ne kadar çile, o kadar dayanıklılık
ne kadar merak, o kadar ilim
ne kadar hayret, o kadar öğrenme
ne kadar ilkeli olmak, o kadar onurlu olmak
ne kadar düzenlilik, o kadar sonuç,
ne kadar dikkat, o kadar isabet,
ve sonuç olarak ne kadar erdemlilik o kadar insanlık ...” gibi ilaveler yapabiliriz.

Konuşulmayan gerçekler zehire dönüşür
Alman Filozof Nietzche’nin (1844-1900) fena ve fani sözleri ile birlikte baki ve güzel sözleri de var. “Konuşulmayan gerçekler zehire dönüşür” sözü ona aittir. Tıpkı duygularını bastıran insanların vücut kimyalarının bozulması gibi… Duygularını bastıran toplumlar da kendilerini zehirliyorlar ve gelişemiyorlar.

Yukarıda dile getirdiğim ‘ne kadar o kadar’ retoriğini bizim kültürümüzde olumsuzluğun çok konuşulması ve başkalarına faydalı olma değerinin gerilemesi, gelişmiş toplumlara karşısında özgüvenimizin düşüklüğü, canlanma ve özüne dönme motivasyonun son iki yüz yıldır düşmeye devam etmesi nedeniyle yazdım.

Önce kendimden başlayarak nasıl tarih yazmış atalarımızın tenbel evlatları olmaktan kurtuluruz diye yazdım. Neden bizi ezenlere yeter diyemiyoruzu aşmak için yazdım. Çoğunluğun din özgürlüğü düşünce özgürlüğü için yazdım.

Haksızlığa boyun eğmeyi saygı zanneden, haksızlığa ses çıkarmamayı itaat zanneden, neme lazım demeyi menfaat zanneden insanlar gelecek kuşaklarımızın ümitlerini çalıyorlar. Ortaasya’dan Avrupa’nın ortalarına giden motivasyon demokratik refleksini vermeli. Herkes kendi alanını temizlemeli.

Necip Fazıl ‘Ey ehl-i vatan kalk dediler, kalktım birde baktım ki yerime oturmuşlar’ demişti. Öyle olsa bile canlanalım artık. Özgürlülük ve erdemlilik emek, bedel ve yatırım isteyen değerlerdir.

ntarhan@gmail.com




  Yazarımızın diğer yazıları
Karabulut Olayının Bir Analizi - 23.09.2009
Ölüm 'Sorunsal'ı - 10.08.2009
Duygusal Okuryazarlık - 17.07.2009
Bilim ve Din - 29.06.2009
Çınar İnsan Hekimoğlu - 16.06.2009
Ana Okulundan Hayat Okuluna - 10.06.2009
Telefonla Konuşurken Bile Gülümseyiniz - 05.06.2009
12 Adımda Akıllı Beyin - 25.05.2009
Rutin Dışına Çıkmak Doğru mu? - 20.05.2009
Sezgilerle Algıyabilmek - 12.05.2009
Düşünmemizi İstemeyen 'Modern Büyücü'ler - 05.05.2009
 ADnet Reklamları Siz de reklam verin    
Google Yahoo Facebook Twitter
Del.icio.us Digg StumbleUpon FriendFeed





  Yazar yorumları (Bu yazıya kayıtlı 6 yorum var) - Bu yazıya yorum yaz!
İrfan Güllü - 21.11.2009 19:38:12
Doğrudur...
A .K - 01.11.2009 00:18:22
ellerinize saglik hocam allah razi olsun.yaziniz cok guzel ve faydali.malesef bazi seylere casaretimizyok, sadece millet sorunu degil evlerimizin icindede,arkadasarasinda,ve kendimize bile cesaretli olamiyoruz.butun bunlar bilgisizliktenmi yoksa ozguvenin olmayisindanmi diye dusunuyorum.saygilarimla...
Mustafa KIRAL - 29.10.2009 15:34:58
teşekkürler hocam ellerinize sağlık
ali kerem - 27.10.2009 21:24:14
hocam kalemine saglık bu ülkede said nursi yi cogu kişi yanlış tanıyo siz pi parca bunu azaltmaya calıştını saolun...
mesut mustafa - 27.10.2009 17:23:42
hocam sag olun sayenizde biraz daha aydin laniyoruz
meltem korkmaz - 23.10.2009 18:42:46
hocam yüreğinize kaleminize sağlık çok dersler çıkardık bu yazınızda Allah razı olsun
  Bu yazıya yorum yaz
Okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir, Yazete.com sorumlu değildir. Hakaret ve küfür içeren yorumlar yayınlanmaz










1http://www.ezberim.com
2http://www.niot.net
3http://www.mesken.gen.tr
4http://www.hitfutbol.com
5http://www.Yurthaber.com
6http://www.msntube.net
7http://www.gizemliblog.org
8http://www.ixtanbul.com
9http://www.nickler.org
10http://www.oyunlive.com





ANA SAYFA    GÜNDEM    POLİTİKA    DÜNYA    EKONOMİ    YAŞAM    MAGAZİN    SPOR    KÜLTÜR-SANAT    OTO-MOTO    TEKNOLOJİ    EMLAK    KADIN    SAĞLIK